Boşanma Davası Sürerken Sadakat Yükümlülüğü Devam Eder mi?
Boşanma davası sürerken sadakat yükümlülüğü ortadan kalkmaz; evlilik, boşanma kararı kesinleşinceye kadar hukuken sürer ve TMK m. 185/3 bu süre boyunca geçerliliğini korur. Asıl karışıklık başka bir noktada çıkar: dava açıldıktan sonraki bir sadakatsizliği mahkeme, mevcut dosyada otomatik olarak kusur saymaz. Bu ayrımı bilmeyen taraf, hem yanlış strateji kurar hem de elindeki delili boşa harcar.
- Sadakat yükümlülüğü nedir?
- Boşanma davası sürerken sadakat yükümlülüğü devam eder mi?
- Dava tarihinden sonraki sadakatsizlik eldeki davada kusur sayılır mı?
- Dava öncesi ve dava sonrası sadakatsizliğin sonuçları
- Kusur oranı, tazminat, nafaka ve velayete etkisi
- Üçüncü kişiye karşı tazminat talebi mümkün mü?
- Ayrı yaşama hakkı sadakat yükümlülüğünü kaldırır mı?
- Sadakatsizlik nasıl ispatlanır?
- Hak düşürücü süreler ve zamanaşımı
- Uygulamada sık yapılan hatalar
- Sadakatsizlik, anlaşmalı boşanmayı çekişmeliye çevirir mi?
Sadakat yükümlülüğü nedir?
Türk Medeni Kanunu m. 185/3, “eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar” der. Madde tek bir cümlede üç ayrı yükümlülük tanımlar; sadakat bunlardan yalnızca biridir, ama uygulamada en çok dava konusu olanıdır.
Sadakat, yalnızca cinsel ilişkiyle sınırlı değildir. Yargıtay içtihadında düzenli mesajlaşma, gizli buluşmalar ve eşin evlilik dışında kurduğu duygusal bağlılık ilişkisi de sadakatsizlik kapsamına girer. Bir eş fiilen aldatmasa bile, evlilik birliğini tehdit eden yoğun bir duygusal ilişki sürdürüyorsa mahkeme bunu kusur olarak değerlendirir.
Yükümlülük, nişanlanmayla değil evlenme anıyla başlar. Sona erme anı ise nettir: boşanma kararının kesinleşmesi. Eşlerden biri dava açsa da bu tarih henüz gelmemiştir; dolayısıyla dava süresi boyunca boşanma davası sürerken sadakat yükümlülüğü aynı ağırlıkla yürürlükte kalır.
Uygulamada üç ayrı boyut karşımıza çıkıyor. Cinsel sadakatsizlik en açık örnektir ve zina davasının konusunu oluşturur. Duygusal sadakatsizlik ise fiziksel temas olmadan da gerçekleşir; örneğin dava dosyasında sıkça karşılaştığım bir örnekte, taraflardan biri aylarca süren yoğun bir mesajlaşma trafiği yürütüyor, hiç buluşmamış olmasına rağmen mahkeme bu yazışmaları güven sarsıcı davranış olarak kusur listesine ekliyordu. Üçüncü boyut ekonomik sadakatsizliktir: ortak geliri eşten gizleyip üçüncü bir kişiyle paylaşan taraf da aynı yükümlülüğü ihlal etmiş olur.

Boşanma davası sürerken sadakat yükümlülüğü devam eder mi?
Evet, devam eder. Davacının dilekçeyi mahkemeye vermesi evliliği sona erdirmez; yalnızca sürecin başladığını gösterir. Taraflar hâlâ eş sıfatını taşır ve TMK m. 185/3’ün getirdiği yükümlülükler duruşma günü, bilirkişi raporu ya da istinaf aşaması boyunca yürürlükte kalır.
Bazı kaynaklar burada yanılıyor: “dava açıldıktan sonra sadakat yükümlülüğü kalkar” ifadesini kullanıyorlar. Oysa ortadan kalkan şey yükümlülük değil, mahkemenin ihlali eldeki davada otomatik kusur kabul etmemesidir. İkisi aynı şey değildir; bir sonraki başlık bu farkı ayırıyor.
Eşler fiilen ayrı evde yaşasa da yükümlülük sona ermez. Hâkim ayrı yaşamaya izin verse dahi (TMK m. 197), bu izin sadakati değil, birlikte yaşama zorunluluğunu askıya alır. Bu iki kavramı birkaç başlık sonra ayrı ayrı ele alıyorum.
Danışan dosyalarında sık gördüğüm bir örnek bu ayrımı netleştiriyor. Taraflardan biri dava açtıktan üç ay sonra “zaten dava sürüyor, boşanacağız” diyerek yeni bir ilişkiye başlıyor ve bunu doğal karşılıyor. Oysa dava tarihi, evliliğin bittiği tarih değildir; boşanma davası sürerken sadakat yükümlülüğü hâlâ yürürlüktedir ve bu yeni ilişki, mahkeme önüne doğru biçimde taşındığında kusur tablosuna girer.
Dava tarihinden sonraki sadakatsizlik eldeki davada kusur sayılır mı?
Hayır, mahkeme bunu kural olarak kusur saymaz. Yargıtay’ın yerleşik görüşü, her davanın açıldığı tarihteki koşullara tabi olduğu yönündedir; dava tarihinden sonra gerçekleşen bir olayı, ıslah yoluyla dahi eldeki davaya kusur unsuru olarak ekleyemezsiniz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu ilkeyi E. 2015/1895, K. 2015/15882 sayılı kararında açıkça ortaya koymuştur.
Bunun sebebi Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun iddiayı ve savunmayı sonradan genişletmeyi yasaklamasıdır (HMK m. 141/2). Dava dilekçesinde ileri sürmediğiniz bir vakıayı, davanın ilerleyen aşamasında ıslahla (HMK m. 176) bile ekleyemezsiniz; zira ıslah, dava açıldıktan sonra ortaya çıkan olayları değil, dava tarihinde zaten var olan bir hatayı düzeltmeye yarar.
Yeni dava mı açmalısınız, birleştirme mi istemelisiniz?
Pratik çözüm iki adımlıdır. Önce, dava tarihinden sonraki sadakatsizliği konu alan ayrı bir boşanma veya tazminat davası açarsınız. Ardından bu yeni dosyanın, ilk davayla birleştirilmesini talep edersiniz (HMK m. 166). Mahkeme birleştirmeyi kabul ederse, iki dosya tek kararla sonuçlanır ve ikinci olay da kusur tablosuna girer.
Bu yolu izlemeyen taraf, elindeki güçlü bir delili hiç kullanmadan dava sonuçlanmış bulur. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2010/2-636, K. 2010/680 sayılı kararında, evlilik birliği hukuken sürdüğü sürece sadakat yükümlülüğünün kesintisiz devam ettiğini, ancak bunun usul hukukunun ayrı dava açma kuralını ortadan kaldırmadığını vurgulamıştır. Başka bir deyişle boşanma davası sürerken sadakat yükümlülüğü hukuken sürer, fakat onu ihlalin ispatı ayrı bir usul yükü doğurur.
Eşinizin sadakatsizliği duruşmada kendiliğinden kabul etmesi de tek başına yeterli değildir. Boşanma davalarında ikrar, diğer hukuk davalarının aksine hâkimi bağlamaz (TMK m. 184); çünkü konu kamu düzenini ilgilendirir ve taraflar anlaşarak boşanmayı hızlandırmak amacıyla gerçek dışı bir itirafta bulunmuş olabilir. Bu yüzden karşı tarafın itirafını mutlaka yazılı hâle getirin veya bir tanıkla destekleyin; yalnızca sözlü kabule dayanan bir dosya, bilirkişi ya da tanık aşamasında zayıf kalır.
Dava öncesi ve dava sonrası sadakatsizliğin sonuçları
İki durumun hukuki sonucu aynı değildir. Aşağıdaki tablo, dava tarihinden önce ve dava sürerken gerçekleşen sadakatsizliğin eldeki davaya etkisini karşılaştırıyor.

| Konu | Dava tarihinden önceki sadakatsizlik | Dava sürerken ortaya çıkan sadakatsizlik |
|---|---|---|
| Eldeki davada kusur sayılır mı | Evet, doğrudan | Hayır, ayrı dava + birleştirme gerekir |
| Zina davası açılabilir mi (TMK 161) | Evet, hak düşürücü süre içinde | Evet, öğrenmeden itibaren ayrı süre işler |
| Manevi tazminata (TMK 174) etkisi | Doğrudan dayanak olur | Birleştirilen dosyada dayanak olur |
| Yoksulluk nafakasına etkisi | Kusur oranını doğrudan artırır | Birleştirme sağlanmazsa etkisiz kalır |
| İspat yükü | Dava dilekçesindeki delillerle sınırlı | Yeni delil toplama süresi doğar |
Tablodaki en kritik satır ispat yüküdür. Dava sürerken ortaya çıkan bir ilişkiyi fark ettiğinizde delil toplama süreniz sıfırdan başlar; bu yüzden ikinci davayı geciktirmeden açmak, ilk davadaki pozisyonunuzu da güçlendirir.
Zamanlama farkı avukatlık stratejisini de değiştirir. Dava tarihinden önceki bir olayı elinizde tutuyorsanız, mevcut dilekçenizi hazırlarken bu olguyu doğrudan yazarsınız ve tek dosyada ilerlersiniz. Dava tarihinden sonraki bir olayda ise avukatınız iki ayrı zaman çizelgesi yönetir: eldeki davanın duruşma takvimi ve yeni açacağınız davanın süre hesabı. İkisini karıştırmak, her iki dosyada da usul hatasına yol açabilir.
Kusur oranı, tazminat, nafaka ve velayete etkisi
Sadakatsizlik tek başına bir sonuç doğurmaz; asıl etkisini beş farklı alanda gösterir ve bu alanlar birbirinden bağımsız işler.
Kusur oranı bakımından hâkim, dava tarihine kadarki sadakatsizliği doğrudan tarafın aleyhine yazar; TMK m. 166 kapsamında “eşit kusur” değerlendirmesi bu noktada değişir. Tazminat tarafında TMK m. 174, daha az kusurlu ya da kusursuz eşe hem maddi hem manevi tazminat talep etme hakkı tanır; sadakatsizlik, manevi tazminat miktarının belirlenmesinde hâkimin takdirini doğrudan etkileyen bir ölçüttür.
Nafaka cephesinde sonuç daha serttir. TMK m. 175, yoksulluk nafakası isteyebilmek için kusurun karşı taraftan daha ağır olmamasını arar; ağır kusurlu bulunan eş bu nafakayı hiç alamaz. Velayet konusunda ise ölçüt farklıdır: TMK m. 182 çocuğun üstün yararını esas alır, sadakatsizlik tek başına velayeti değiştirmez. Ancak ilişki çocuğun günlük hayatını, güvenliğini veya psikolojik dengesini bozacak biçimde yürütülüyorsa hâkim bunu velayet kararına yansıtır.
Örneğin taraflardan biri dava sürerken yeni partnerini çocuğun da bulunduğu eve sık sık getiriyor ve çocuğun okul düzeni bu yüzden aksıyorsa, mahkeme bunu yalnızca sadakat ihlali olarak değil, velayeti etkileyen bir olgu olarak da değerlendirir. Buna karşılık aynı ilişki çocuğun hayatına hiç temas etmiyorsa, hâkim velayet kararını değiştirmek için tek başına bu olguyu yeterli görmez.
Mal paylaşımı cephesinde de özel bir hüküm var. Zina veya hayata kast nedeniyle boşanmaya karar verilirse, hâkim kusurlu eşin edinilmiş mallardaki artık değer payını hakkaniyete uygun olarak azaltabilir, hatta tamamen kaldırabilir (TMK m. 236/2). Bu, sadakatsizliğin dört alan içinde en ağır mali sonucu doğurabilen etkisidir; çünkü diğer üç alanda (kusur oranı, tazminat, nafaka) sonuç kısmi kalırken, burada payın tamamı elden gidebilir.
Üçüncü kişiye karşı tazminat talebi mümkün mü?
Kısmen mümkündür, ama koşulları dar. Sadakatsizliğe uğrayan eş, doğrudan eşine karşı TMK m. 174 kapsamında tazminat isterken, ilişkiye giren üçüncü kişiye karşı talebini genel haksız fiil hükümlerine (TBK m. 49) dayandırır; çünkü üçüncü kişi evlilik sözleşmesinin tarafı değildir.
Yargıtay bu konuda yıllar içinde yön değiştiren bir içtihat çizgisi izlemiştir; bazı dönemlerde üçüncü kişiye karşı davayı kabul eden, bazı dönemlerde özel hayatın gizliliği gerekçesiyle sınırlayan kararlar vermiştir. Bu dalgalanma nedeniyle üçüncü kişiye dava açmayı düşünüyorsanız, güncel içtihadı dosyanızın görüleceği bölge adliye mahkemesi çevresinde ayrıca kontrol ettirmeniz gerekir; tek bir eski karara güvenerek dava açmak, boşuna harç ödemenize yol açabilir.
Ayrı yaşama hakkı sadakat yükümlülüğünü kaldırır mı?
Hayır, kaldırmaz. TMK m. 197, ortak hayat eşlerden birinin kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru için ciddi bir tehlike oluşturduğunda hâkimin eşlerden birine ayrı yaşama izni vermesini düzenler. Bu izin, birlikte yaşama yükümlülüğünü askıya alır; sadakati değil.
Uygulamada taraflar bu ikisini sık sık birbirine karıştırır. “Ayrı eve çıktım, artık serbestim” düşüncesiyle yeni bir ilişkiye giren taraf, hâlâ evli olduğunu ve boşanma davası sürerken sadakat yükümlülüğünün kusur değerlendirmesinde önem taşıdığını gözden kaçırır. Ayrı yaşama izni mahkeme kararıyla değil, fiilen de doğabilir; örneğin eşiniz evi terk etmiş olabilir. Hiçbir durumda bu, sadakat yükümlülüğünü sona erdirmez.
Tek istisna, boşanma kararının kesinleşmesidir. Kesinleşme anına kadar geçen her gün, yükümlülüğün kapsamındadır.
Sadakatsizlik nasıl ispatlanır?
Taraflar en sık şu delilleri kullanır: tanık beyanı, mesaj kaydı, otel veya seyahat kaydı, sosyal medya paylaşımı. Ancak mahkemenin delili kabul etmesi, yalnızca içeriğine değil, nasıl elde edildiğine bağlıdır.
Tanık beyanı, göz ardı edilen ama en dayanıklı delillerden biridir. Komşunuz, ortak arkadaşınız veya iş yerindeki bir çalışan, gördüğü somut bir olayı (belirli bir tarihte, belirli bir yerde, belirli kişilerle) anlattığında bu ifade dosyada ağırlık taşır. Buna karşılık “herkes biliyor, dedikodusu var” türünden genel geçer ifadeler mahkemeyi ikna etmez; tanığın kendi gözlemiyle sınırlı, somut bir olay anlatması gerekir.
Eşinizin telefonuna şifre kırarak girerseniz, gizli kamera veya dinleme cihazı yerleştirirseniz Anayasa m. 20 ve TCK m. 134’ün koruduğu özel hayatın gizliliğini ihlal edersiniz; bu şekilde topladığınız delili Anayasa m. 38/6 uyarınca mahkeme değerlendirmeye almaz. Buna karşılık, kendi katıldığınız bir görüşmeyi kayda almak ya da ortak kullandığınız bir cihazda karşınıza çıkan mesajı görmek, mahkeme çoğu durumda hukuka uygun kabul eder.
Dijital delillerin hangi koşulda kabul edildiğini, WhatsApp mesajları ve HTS kayıtları özelinde ayrıca ele aldım: boşanma davasında dijital delillerin hukuka uygunluk sınırı. Sadakatsizlik iddianızı bu sınırın dışına taşırsanız, mahkeme güçlü görünen delili bile dosyadan çıkarır.
Ceza hukuku boyutunda da okuyucular sık yanılır. Zina, Anayasa Mahkemesi’nin art arda verdiği iki karar (E. 1998/3, K. 1998/28 ve öncesindeki 1996 tarihli karar) ile Türk Ceza Kanunu’ndan tamamen çıkmıştır; bugün sadakatsizlik ceza hukuku anlamında suç değildir. Aldatan eş hakkında savcılığa şikâyet değil, yalnızca boşanma ve tazminat davası açabilirsiniz.
Özel dedektif tutmak hukuka uygun mu?
Genel kural olarak evet. Bir dedektif, açık alanda gözlem yaparak eşinizin nereye gittiğini, kimlerle görüştüğünü fotoğraflarsa mahkeme bu delili kural olarak kabul eder; çünkü kamuya açık alanda özel hayat beklentisi sınırlıdır. Ancak dedektif eve, otel odasına veya araca gizli kamera yerleştirirse ya da telefon dinlemesi yaparsa sınırı aşmış olursunuz; mahkeme bu delili reddeder ve sizi bu işi yaptıran kişi olarak cezai sorumluluk doğabilir. Dedektiflik hizmeti alırken raporun yalnızca açık alan gözlemiyle sınırlı kalmasını yazılı olarak şart koşmanız, ilerideki bir ceza soruşturmasının önüne geçer.
Hak düşürücü süreler ve zamanaşımı
Sadakatsizliğe dayalı taleplerin farklı süre sınırları vardır; bu süreleri kaçırmak, haklı bir talebi bile mahkeme kapısında düşürür.

| Talep | Süre | Başlangıç | Dayanak |
|---|---|---|---|
| Zina nedeniyle boşanma davası | 6 ay | Öğrenme tarihinden itibaren | TMK m. 161/2 |
| Zina nedeniyle boşanma davası (üst sınır) | 5 yıl | Fiilin işlenmesinden itibaren | TMK m. 161/2 |
| Affeden tarafın dava hakkı | Yok | uygulanmaz | TMK m. 161/3 |
| Boşanmaya bağlı maddi/manevi tazminat ve nafaka | 1 yıl | Boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren | TMK m. 178 |
Altı aylık süre özellikle dikkat ister. Sadakatsizliği öğrendiğiniz gün başlar; “kesin emin olayım” diye beklemek süreyi durdurmaz. Şüpheniz güçlendiğinde önce bir avukatla süre hesabını netleştirmeniz, hakkınızı kaybetmenizin önüne geçer.
Örneğin eşinizin bir otel faturasını mart ayında gördüyseniz, altı aylık süre o gün işlemeye başlar; eylül ayına kadar zina davası açmazsanız dava hakkınız düşer. Buna karşılık aynı olayı beş yıl önce yaşadıysanız, öğrenme tarihiniz ne olursa olsun beş yıllık üst sınır dava yolunu kapatır. İki süre de birbirinden bağımsız işlediği için, hangisi önce dolarsa hakkınız o tarihte sona erer.
Affetme konusu da süre hesabını doğrudan etkiler. TMK m. 161/3 uyarınca affeden tarafın dava hakkı düşer; ancak Yargıtay, tek bir kızgın anda söylenen “sorun değil, unutalım” cümlesini affetme saymaz. Mahkeme affı, tarafın ilişkiyi bilerek ve istikrarlı biçimde sürdürmesinden, örneğin aynı evde normal evlilik hayatına dönmesinden çıkarır. Bir defalık, öfkeyle söylenmiş bir söz, altı aylık süreyi yeniden başlatmaz.
Uygulamada sık yapılan hatalar
Sadakatsizlik iddiasını dosyaya doğru taşıyamayan taraflarda tekrar eden birkaç hata görülüyor.

- Dava sonrası olayı ilk davaya eklemeye çalışmak. Böyle bir vakıayı ıslah dilekçesiyle eklemeye çalışırsanız mahkeme talebinizi reddeder; zaman ve harç kaybedersiniz.
- Hukuka aykırı delille dava açmak. Eve gizlice kayıt cihazı yerleştirirseniz, güçlü görünse de mahkeme bu delili dosyadan çıkarır ve karşı tarafa ceza davası açma imkânı doğar.
- Altı aylık süreyi gözden kaçırmak. Öğrenme tarihini gösteren yazışmayı (mesaj, tanık ifadesi) saklamazsanız, süre itirazında ispat sorunu yaşarsınız.
- Ayrı yaşama iznini serbestlik sanmak. Fiilen ayrı yaşamak, yeni bir ilişkiyi kusursuz hâle getirmez.
- Birleştirme talebini unutmak. İkinci davayı açsanız bile, birleştirme talep etmezseniz iki dosya bağımsız yürür ve süreç ciddi biçimde uzar.
- Dava tarihini not almamak. Hangi olayın dava tarihinden önce, hangisinin sonra gerçekleştiğini takvime yazmazsanız, avukatınız stratejiyi kuramaz.
Sadakatsizlik, anlaşmalı boşanmayı çekişmeliye çevirir mi?
Evet, pratikte bu senaryoyla sık karşılaşırız. Taraflar anlaşmalı boşanma protokolü hazırlamışken, duruşmadan önce biri diğerinin dava sürerken yeni bir ilişki yaşadığını öğrenirse, protokolü imzalamayı reddedebilir. Bu noktada dosya otomatik olarak çekişmeli boşanmaya döner; çünkü anlaşmalı boşanmanın dört şartından biri, tarafların hem boşanma iradesinde hem de sonuçlarında tam mutabık olmasıdır.
Dönüşüm gerçekleştiğinde, o güne kadar toplanan sadakatsizlik delilleri kaybolmaz; hâkim bu delilleri çekişmeli dosyaya aynen taşır ve kusur değerlendirmesinde kullanır. Bu yüzden protokolü imzalamadan önce elinizdeki delilleri saklamanız, olası bir dönüşe karşı sizi hazırlıklı tutar.
Sıkça sorulan sorular
Evet, devam eder. Evlilik, boşanma kararı kesinleşinceye kadar hukuken sürer ve TMK m. 185/3'ün getirdiği sadakat yükümlülüğü de aynı süre boyunca yürürlükte kalır. Dava açılmış olması evliliği sona erdirmez, yalnızca sürecin başladığını gösterir.
Hukuken zina sayılır ve ayrı bir zina davasının konusu olabilir. Ancak bu olay, hâlihazırda görülmekte olan davada otomatik olarak kusur unsuru sayılmaz; ayrı bir dava açıp mevcut dosyayla birleştirilmesini talep etmeniz gerekir.
Eldeki davada doğrudan dikkate alınmaz. Yargıtay'ın yerleşik görüşüne göre her dava açıldığı tarihteki koşullara tabidir; sonraki olay ıslahla bile eklenemez. Ayrı dava açıp birleştirme talep ederseniz, ikinci olay da kusur değerlendirmesine girer.
Hayır. TMK m. 197 kapsamındaki ayrı yaşama izni, birlikte yaşama yükümlülüğünü askıya alır, sadakat yükümlülüğünü değil. Ayrı evde yaşayan eşler de boşanma kararı kesinleşinceye kadar sadakatle bağlıdır.
TMK m. 175 uyarınca yoksulluk nafakası isteyebilmek için kusurun karşı taraftan daha ağır olmaması gerekir. Sadakatsizlik nedeniyle ağır kusurlu bulunan eş, bu nafakayı hiç alamaz.
Tek başına etkilemez; TMK m. 182 çocuğun üstün yararını esas alır. Ancak ilişki çocuğun günlük düzenini, güvenliğini veya psikolojik dengesini bozacak biçimde yürütülüyorsa hâkim bunu velayet kararına yansıtabilir.
Tanık beyanı, kendi katıldığınız görüşmenin kaydı ve ortak kullanılan cihazdaki mesajlar genellikle kabul edilir. Şifre kırarak elde edilen içerik veya gizli kamera kaydı, Anayasa m. 38/6 uyarınca hukuka aykırı sayılır ve dosyadan çıkarılır.
Evet, TMK m. 161/3 uyarınca affeden tarafın dava hakkı düşer. Ancak Yargıtay, öfkeyle söylenmiş tek bir sözü affetme saymaz; af, ilişkinin bilerek ve istikrarlı biçimde sürdürülmesinden anlaşılır.
Öğrenme tarihinden itibaren 6 ay, fiilin işlenmesinden itibaren ise en fazla 5 yıldır (TMK m. 161/2). İki süreden hangisi önce dolarsa dava hakkı o tarihte sona erer.
TMK m. 178 uyarınca bir yıldır ve boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren işlemeye başlar. Bu süre içinde dava açılmazsa tazminat ve nafaka talepleri zamanaşımına uğrar.
Bundan sonra ne yapmalısınız?
Dava sürerken bir sadakatsizlik şüphesiyle karşılaştıysanız önce tarihi netleştirin: olay dava tarihinden önce mi, sonra mı gerçekleşti? Bu tek soru, izleyeceğiniz yolu belirler; çünkü boşanma davası sürerken sadakat yükümlülüğü hukuken sürse de, ihlalin ispatı iki farklı yoldan ilerler.
Delili nasıl elde ettiğinizi yazılı olarak not edin; hâkim bunu soracaktır. Süre hesabınızı öğrenme tarihinden başlatın ve altı aylık sınırı takvime işleyin. Dava tarihinden sonraki bir olaysa, ayrı dava dilekçenizi hazırlarken birleştirme talebini dilekçenin sonuna açıkça yazmayı unutmayın; bu tek cümle, iki dosyanın tek kararla sonuçlanmasını sağlar.
Kusur, tazminat, nafaka ve velayet taleplerinizi tek tek listeleyin ve her birinin hangi delile dayandığını yanına yazın. Bu liste, avukatınızla ilk görüşmede zaman kazandırır ve hangi delilin hangi talebi desteklediğini gözden kaçırmanızı önler.
Süreç bir uzlaşmayla sonuçlanırsa, protokolde feragati ne kadar açık yazmanız gerektiğini anlaşmalı boşanmada protokol maddelerinin doğru yazımı başlıklı yazıda ayrıca ele aldım; muğlak bir feragat cümlesi, kazandığınız hakkı kâğıt üzerinde bırakır.
Son olarak şunu unutmayın: boşanma davası sürerken sadakat yükümlülüğü hem sizi hem karşı tarafı bağlar. Kendi davranışlarınızı da aynı ölçüyle değerlendirin; dava sürerken başlattığınız bir ilişki, savunmanızı zayıflatabilir ve karşı tarafın açacağı ayrı bir davada aleyhinize delil olabilir.
Yazar: Sefa Satan, Avukat Son güncelleme: 18 Ağustos 2026
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Her uyuşmazlık kendi somut koşulları içinde değerlendirilir. Kişisel durumunuza ilişkin karar almadan önce bir avukata danışmanız gerekir.
